Kekemeliğin kesin nedenlerine dair araştırmalar sürerken, genel ve çevresel faktörlerin bu durumda rol oynayabileceği vurgulanıyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Dil ve Konuşma Terapisti Yaren Çomak, “Kekemelik, genetik bir yatkınlıkla başlayabilir, fakat çevresel etmenleri göz ardı etmemek gerekir. Bu çerçevede çocukların üzülmesi ya da korkması nedeniyle kekeme oldukları sonucuna varmak yanıltıcı olur. Genel yatkınlıkların yanı sıra, duygusal durumlar da tetikleyici bir mekanizma olarak devreye girebilir” açıklamasında bulundu. Kekemeliğin duygusal durumlarla doğrudan bir ilişkisi olmadığı, ancak stres ve kaygı gibi durumlardan etkilenebileceği de ifade edildi.
KEKEMELİK NE OLARAK TANIMLANIYOR?
Kekemelik, bir hastalık olarak değil, bir akıcılık bozukluğu olarak tanımlanıyor. Bu nedenle, kekemelik yaşayan bireylerin değerlendirilmesi ve terapi süreçlerinin uzman dil ve konuşma terapistleri tarafından yürütülmesi kritik bir önem taşıyor. Dil ve Konuşma Terapisti Yaren Çomak, terapi sürecinin bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi, öz güvenlerini artırmayı ve sosyal hayatta daha aktif bir şekilde yer alabilmelerini sağlamayı hedeflediğini belirtti.
TELKİNLERE DİKKAT!
Kekemelikle ilgili toplumda var olan yanlış anlamalar, bu durumu yaşayan bireylerin sosyal yaşamda daha fazla zorluk çekmesine yol açabiliyor. Kekemelik, zeka ile ilişkili değildir, bulaşıcı değildir ve taklit edilerek öğrenilmez. Terapist Yaren Çomak, kekemelik yaşayan bireylere destek sağlarken “sakin ol”, “nefes al” veya “heyecanlanma” gibi ifadeler yerine, onları dikkatlice dinlemenin, göz teması kurmanın ve cümlelerini tamamlamamanın daha etkili bir yaklaşım olduğunu vurguladı.
TERAPİSTLERDEN TAVSİYELER
Yaren Çomak, kekemelikle ilgili değerlendirme ve terapi hizmetleri almak isteyenlerin bir dil ve konuşma terapistine başvurmalarını öneriyor. “Profesyonel ve doğru kişiden hizmet almak, bu süreçte atılacak önemli bir adımdır ve unutulmamalıdır ki yalnız değilsiniz” dedi. “Kekemelik konusunda toplumsal bilinci artırmak için herkesin üzerine düşen görevler var. Eğitim kurumları, iş yerleri ve sosyal çevreler, kekemelikle ilgili bilinç artırıcı programlar düzenleyerek bu bireylerin daha destekleyici bir ortamda yaşamalarını sağlayabilir.”
