Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği, son zamanlarda yaşanan gelişmelerin ardından resmi sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yaparak, toplumsal ve ekonomik sorunların üstesinden gelinmesi için özgürlükleri kısıtlayan düzenlemelerin ve uygulamaların terk edilmesi gerektiğini vurguladı.
TÜSİAD’ın yazılı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Önümüzdeki önemli toplumsal ve ekonomik sorunları aşabilmek için özgürlükleri kısıtlayan düzenleme ve uygulamalardan kaçınmalıyız. Ülkemizin uluslararası alandaki siyasal ve ekonomik etkisi, demokrasisi ile hukuk devletinin sağlamlığına bağlıdır. Yasal düzenlemeler tüm vatandaşlar ve kurumlar için bağlayıcıdır. Bununla birlikte, her siyasi gelişme veya mevzuat değişikliği, kamu algısı ve beklentileri üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Bu sebeple, atılacak her adım demokrasinin ve güven ortamının iyileştirilmesi hedeflerine katkı sağlamalıdır. Yerel yönetimlere kayyum atanması uygulaması, sonuç olarak o kentlerde yaşayan vatandaşları seçilmiş bir yerel yönetimden mahrum bırakmaktadır. Kayyum atamasıyla cezalandırılan, görevden alınan yerel yönetici değil, onu seçen halk olmaktadır. Görevden alınan yerel yöneticinin yerine gelecek kişi, demokratik yollarla belirlenmeli ve görevden alınan yöneticinin hakkındaki ceza soruşturması da kendi mecrasında devam etmelidir.”
“Belirsizlik İçeren Yeni Suç Tanımları Güvensizlik Ortamı Yaratma Riski Taşıyor”
Son haftalarda TBMM gündemine gelen ve kamuoyunda “etki ajanlığı” olarak bilinen Türk Ceza Kanunu’ndaki değişiklikler, belirsizlikler içermekte ve çelişkili uygulamalara yol açma potansiyeline sahip. Bu durum, hak ve özgürlüklere orantısız sınırlamalar getirebilir. Mevcut haliyle, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın, araştırmacıların ve akademisyenlerin hangi eylemlerinin suç sayılabileceğine dair birçok belirsizlik söz konusudur. Böyle bir yeni suç tanımının varlığı, herkes için güvensiz ve öngörülemez bir ortam yaratma riski taşımaktadır. Önemli toplumsal ve ekonomik sorunları aşmak için, özgürlükleri kısıtlayan düzenlemelerden kaçınılmalı ve hukuk güvenliği ile öngörülebilirlik sağlanmalıdır.
